Ölüm güzel şey, budur perde ardından haber...
Hiç güzel olmasaydı ölürmüydü Peygamber?...
Öleceğiz müjdeler olsun, müjdeler olsun!
Ölümü de öldüren Rabbe secdeler olsun!
Üstad, büyük şair ve mütefekkir Necip Fazıl Kısakürek bir şiirinde ölümü böyle anlatıyor.
Bir diğer gönül ve dava adamı Mevlânâ Celaleddin-i Rumi kendi ölümünü Rabbine duyduğu
aşktan dolayı sevgiliye kavuşma yani düğün gecesi veya meşhur olan ismi ile Şeb-i Arûs
olarak tanımlıyor. Nitekim bir gazelinde:
Öldüğüm gün tabutum götürülürken, bende bu dünya derdi var sanma...
Benim için ağlama, yazık, vah vah deme;
Şeytanın tuzağına düşersen, o zaman eyvah demenin sırasıdır,
Cenâzemi gördüğün zaman firâk, ayrılık deme,
Benim kavuşmam, buluşmam işte o zamandır,
Beni toprağa verdikleri zaman, elvedâ elvedâ demeye kalkışma,
Mezar, cennet topluluğunun perdesidir.
Batmayı gördün değil mi? Doğmayı da seyret, güneşle aya gurûbdan hiç ziyân gelir mi?
Hangi tohum yere ekildi de bitmedi? Ne diye insan tohumunda şüpheye düşüyorsun?
Hangi kova kuyuya salındı da dolu dolu çıkmadı? Can Yusuf’u ne diye kuyuda feryad etsin?
Bu tarafta ağzını yumdun mu, o tarafta aç.
Zîrâ senin Hayy u Hû’yun, mekânsızlık âleminin fezâsındadır.
Mısralarıyla ölümün bir son değil yeni bir başlangıç olduğunu edebi bir üslupla ne güzel
anlatmıştır. Bu tür misalleri çoğaltmamız mümkündür. Belki yüzlerce kelimenin, belki
yüzlerce sayfanın anlatabileceği şeyleri, şiir diliyle ve en yetkin ağızlardan bilmek daha
güzeldir diye düşünüyoruz.
İnsan öldüğünde, veya başka bir deyişle ahirete doğduğunda, belirli ölçütlerde hazırlanmış
olan mezar dediğimiz bir çukura gömülür. Lügâtlerde ziyaret yeri, ziyaretgâh, ölünün
gömüldüğü yer olarak geçen ve Arapça ziyaret kökünden gelen “ziyaret edilen yer”
anlamındaki mezar kelimesi, Türkçe ekle türetilmiş bir yer adıdır. Yine Arapçada “ölünün
gömüldüğü yer” anlamındaki kabr- kabir, makber, merkat ve medfen karşılığında Farsça ve
Türkçede daha yaygın olan mezar kelimesinin kullanımında, Kur’an-ı Kerim (et-tekasür 102/
2) ve hadisler de “ziyaret” kökünün geçmesi, Müslüman topluluklarda bu ismin oluşmasında
etkili olmuş olmalıdır. Mezarların bir arada oldukları yere ise mezarlık, kabristan veya hazire
denmektedir.
Ölen kişi mezara konulduktan sonra baş ve ayak ucuna birer taş dikilir. Bu taşların baş ucunda
olanına baştaşı veya baş şahidesi, ayak tarafında olanına da ayak taşı veya ayak şahidesi
denmektedir. Mezar ve mezarlık kültürü Türklerin İslamiyet öncesi dönemlerinde köklü bir
geçmişe sahiptir.
Bir mezar taşının dış yapısı ve üzerindeki süslemeleri ile ilk bakışta belli ettiği şey ait olduğu
mezarda yatan kişinin cinsiyetidir. Erkek mezar taşları genellikle başlıklı iken bayan mezar
taşları bir bayanın inceliğini temsil edercesine buket buket çiçeklerle ve çelenklerle süslüdür:
Güller, rozet biçimli çiçek motifleri, kıvrık dallar, süsen, buhur-u Meryem, yıldız çiçeği,
nergis, karanfil, çan çiçeği, şakayık, küpe, rozet, zambak, çiçek açmış erik ve badem dalları
bunlardan sadece birkaçıdır. Mezar taşlarının üzerlerindeki şekil ve semboller kişilerin
cinsiyetini belli etmek yanında o kişilerin meslekleri hakkında bilgiler de vermektedir.
Mezar taşları üzerinde oyma ve kabartma olarak işlenmiş motif ve şekillerin sembolik olarak
anlamları vardır. Biz taşlardaki bu sembollere başlamadan önce, taş nasıl hazırlanır kimlerin
emeği var, kısaca bundan bahsedelim.
Güzel bir mezar taşının yapımında; şair, hattat, nakkaş ve mermer ustasının emeği vardır. Kişi
vefat edince yakınları bir şaire gidip, onun hayat hikâyesine göre bir metin yazdırırlar. Bu
bir Ayet-i kerime, Hadis-i şerif, şiir veya kişiye ait bilgiler olabilir. Sonra yazı alınır hattata
gidilir. Hattat taşın ebadında bir kağıda bunları yazar. Yazı işi bitince nakkaşa gidilir. Nakkaş
taşın şeklini belirler ve vefat eden kişinin sağlığında başına taktığı sarık, fes veya serpuşu,
başlık olarak çizer. Ayak taşına da değişik kompozisyonlar veya süslemeleri çizer.
Nakkaştan sonra sıra mermer ustasınındır. Usta eline aldığı çekiç ve elmas uçlu çelik çubuğu
büyük bir sabır ve maharetle, kalem gibi kullanarak istenildiği şekilde, taşı ortaya çıkarır.
Burada en büyük emek mermer ustasınındır. Hattatın da nakkaşın da sanatkarlığı, ustanın
hünerine bağlıdır. Hal böyle olunca da ortaya çıkan mezar taşı bir sanat eseri haline gelir. Bu
sanat eseri taşların üzerindeki sembollere bakarak, bulunduğu bölgenin ekonomik, sosyal,
sanat, kültür ve eğitim düzeyleri ortaya çıkarılabilir. Aynı zamanda taşın üzerindeki biçim,
sembol ve yazılardan, kabirde yatan kişi hakkında kadın, erkek veya çocuk olduğu kolayca
anlaşılabilir. Erkek mezar taşlarının başlık kısımlarında genellikle sarık, fes ve kavuk bulunur.
Yine erkek baştaşlarında; tarikatlara göre değişiklik gösteren sarıklara da tâc denilmekte ve
nakşî, bayramî, melâmî, kâdirî, mevlevi, gülşenî tacı gibi isimler verilmektedir.
Kadın mezar baş taşlarının dikkat çeken yönü ise; baş kısmının çiçeklerle süslü olması.
Ayrıca takı olarak kullanılan taç, kolye, küpe ve gerdanlıkları sembolize eden şekiller
bulunması.
Ayak şahidelerindeki sembollerde kadın erkek ayırımı genelde yoktur. Çok özel mezarlarda
belki görülebilir. Ayak taşlarında; gül, lâle, servi, hayat ağacı, meyveli ağaç, asma, hurma,
çiçek gibi meyve ve bitki motiflerinin yanı sıra ejder, kandil, şamdan, kılıç, mühr-ü Süleyman
gibi birçok motif ve geometrik şekiller de kullanılır. Bunların her birinin değişik anlam ve
mânâları vardır. Birkaç misalle anlatmaya çalışalım.
Kılıç motifi, erkek mezar taşlarında kullanılır ve kabir sahibinin asker olduğunu simgeler.
Servi ağacı, ölüm ve faniliğin sembolüdür. Ruhun Allah katına yükselişini temsil eder. Yaz-
kış yeşil kalan ve özel bir kokusu olan servi, dik duruşu ile vahdeti, yani “Bir”i temsil eder.
Allah lâfzının ilk harfi olan Elif`e de benzetilen servinin rüzgârda sallanırken çıkardığı "HÛ"
sesiyle Allah`ı zikrettiğine inanılır. Yine halk arasında; her “HÛ” dediğinde kabir sahibinin bir
günahının bağışlandığına, kabir başındaki servi kuruduğunda kişinin günahının kalmadığına
inanılır. Uç kısmının bükük olması, yaratanın karşısında boynu bükük kalmayı, insanın
acziyetini ifade eder. Boynu bükük servi, kaybedilenin ardından boynu bükük kalmayı ve
sabretmek gerektiğini de hatırlatır. Bütün bunların yanında Servi ağacının oldukça önemli bir
özelliği de: Ceset kokusunu absorbe edip yani emip ve dışarı vermemesi. Ecdadımız bunu
keşfetmiş olmalı ki, bütün kabristanlara servi ağacı dikmiştir.
Haşhaş bitkisi ve çam kozalakları" ebedî uykuyu ve cenneti temsil eder.
Meyve ölümsüzlük sembolüdür. Müslüman için hayatın meyvesi cennettir. Bu sebeple
meyve, sembol olarak Allah`a dönüşü ifade eder. Zira meyve geleceğin tohumunu içinde taşır,
çünkü o özdür.
Hurma motifi, kabir sahibinin “hacı” olduğunu simgeler.
Gül motifi ilahi güzelliği ve aşkı sembolize eder. Hz. Muhammed’in (sav) remzi olmasından
kaynaklanmaktadır. Sarıklarda, kavuklarda ve diğer başlıklarda bu motife sıkça rastlanır.
Kırık gül dalı motifi, gelinlik çağında vefat eden kızların mezar taşlarında kullanılır.
Lâle motifi, Allah`ı sembolize eder. Zira Allah ismindeki harfler ile lâle kelimesinin
yazılışındaki harflerin ebcet hesabına göre sayı değerleri aynıdır.
Ters Lâle gelinlik çağında ölen genç kızların mezar taşlarına işlenir. Ters lâle, Doğu ve
Güney Doğu Anadolu`da baharda açan, çiçekleri aşağıya bakan bir bitkidir. Hıristiyanlarca
da kutsal sayılan bu çiçeğin, Hz. İsa (as) çarmıha gerildiğinde, Hz. Meryem`in döktüğü
gözyaşlarıyla yetiştiğine inanılır.
Kandil motifi, ölünün yolunu aydınlatıcı bir mana ile yüklüdür. Mezarda yatan kişinin kabrini
aydınlattığına, onu karanlıklardan yani bilinmeyen tehlike ve felaketlerden koruyacağına
inanılır.
Mühr-i Süleyman motifi; bolluk, bereket ve güç sembolü olarak kullanılır. İç içe geçmiş
iki üçgenden oluşan altıgen yıldız şeklindeki motifin, Süleyman Peygamber`in yüzüğündeki
şekil olduğu söylenir. Mühür olarak da kullanılan yüzüğün üzerinde ism-i âzâm`ın yazılı
olduğu rivayet edilir. Burada yeri gelmişken çok önemli bir konu üzerinde durmak istiyorum.
Malûmdur ki İsrail Devleti’nin bayrağında da bu simge var. Süleyman (as) peygamberin
soyundan geliyoruz diye bunu simge olarak almışlar. Bu sembolün bulunduğu cami, medrese,
kale, hamam gibi tarihi mekânlar gerek mezar taşları, kırılıp dökülmektedir. Bunu yahudi
bir usta yapmış, inancını da buraya resmetmiş gibi çok cahilane çok bilgisizce bir anlayışın
sonucu pek çok tarihi eserin zarar gördüğüne bu satırların sahibi gibi pek çoğumuz şahit
olmuşuzdur. Örnek mi istersiniz? Eyüp Sultan Türbesi’nin Niyaz Penceresinde bulunan
Mühr-i Süleymanlar 1960’larda kendini bilmezler tarafından sökülmüştür. Süleyman a.s, hem
sultan hem peygamberdi. Büyük bir gücü vardı. Hayvanların, kuşların, rüzgârın dilinden anlar
onlarla konuşurdu. Bu sebeple olsa gerek, ecdâdımız; kişinin veya devletin gücünü sembolize
etmek için gerekli gördüğü yere Mühr-i Süleyman motifini işlemiş. Mesele bundan ibarettir.
Yoksa ne yahudi ustayla ne de yahudilikle hiçbir alâkası yoktur.
Sümbül motifi, Halvetiyye ve Sümbüllüye tarikatının sembolü olarak kullanılır.
Yasemin çiçeği, kadın mezar taşlarında kullanılır. Hz. Fatıma`nın (R.A) sembolüdür.
Mezar taşları üzerindeki simge ve semboller sadece bu kadar değil. Yörelere, inanışlara göre
çok çeşitleri vardır. Bugün bizlerin yanlarından geçerken sadece “bakıp geçtiğimiz” mezar
taşları, kültür ve medeniyetimizin tapu kayıtlarıdır ve gözlerden uzak tutulmaması gerekir.