İstanbul Padişah Türbeleri ve Türklerde Defin Olgusu
Giriş
Türkistan`da İslâm öncesi Türk kurganlarında/mezarlarında yapılan kazılar ve arkeolojik araştırmaların, Türklerin çok köklü ve zengin bir ölü gömme âdetine sahip olduklarını ortaya çıkarmıştır.
İslâm öncesi Türklerde ceset kurgana gömülmeden evvel çadırda bekletildiği ve ilk törenin çadırda yapıldığı da bilgilerimiz arasındadır. Kurganların mimari yapısı ve iç düzeninin de bir ev gibi düzenlendiğini bilmekteyiz. Kurganlar, Türkler arasında yerleşik hayatın daha da yaygınlaşmasıyla birlikte bilhassa şehirlerde ve önemli mezarlıklarda ortaya çıkan türbe mimarisinin nüvelerini teşkil etmeleri bakımından önemli gözükmektedir.
Çadır ve kurgan/mezar mimarisi İslâm öncesi Türklerdeki kozmolojik tasavvurlar ve dini inançlar ile bağdaştırıldığı yapılan bazı bilimsel çalışmaların bir neticesidir. Her şeyden evvel mesken olarak kullanılan çadır (özellikle yurt tipi çadırlar) bir mikrokozmos sayılıyordu. Çadırın kubbe kısmı göğü, keregelerden meydana gelen gövdesi yeri simgeliyor, tepedeki ocak açıklığından aşağıya inen düşey doğrultu veya ana direk eksen, Dünyanın ekseni sayıldığı, yine aynı araştırmacıların görüşüdür. Bu itibarla bilhassa yurt tipi çadır biçiminin Türklerin İslâmiyeti kabulünden sonra bir kısım kümbet ve türbelerde çok etkili olduğu artık genel bir kanaat haline gelmiştir. Bununla beraber kümbet ve türbelerin bütünü üzerinde mutlaka çeşitli kültür ve medeniyetlerin etkisi olduğu da inkâr edilemez.
Türk İslâm mimarisinde kümbet ve türbe inşasına geçiş ise hiç bir zaman birdenbire olmamıştır. Kümbet ve türbeler yapılmaya başlanırken kurganların inşa faaliyeti de henüz devam ediyordu.
İlk Türbeler ve Anadolu’ya Geçiş
Anadolu öncesi İran, Azerbaycan ve Horasan`da çok sayıda inşa edilmiş türbe, biçim ve bezemeleriyle Anadolu`dakilere öncülük edecek nitelikte olgun ve gelişmiş örneklerdir. Karahanlı dönemindekiler (840-1212) daha çok “kubbeli kare” diyebileceğimiz örnekleri oluştururlarsa da Büyük Selçuklular zamanında yapılanlar, künbed de dediğimiz “kulesel mezar”lardır. Bunların öncü ve önemli örnekleri İranlı Türk hanedanları dönemine aittir. Kubbeli karenin en dikkat çeken örneği ve Kubbetü`s-Süleybiye`den (862) sonra ikinci en eski türbe olan İsmail Samani Türbesi`dir (907-908). Bu tipin önde gelen bir başka örneği onuncu asrın sonlarından kalan, aidiyeti tartışmalı, Özbekistan Tim`deki Arap Ata Türbesi`dir (978). Belki de bir hanım türbesi olması sebebiyle çok süslü ve yanlarında iki minaresi olan Kırgızistan Talas`taki Ayşe Bibi Türbesi (1068) ile Özbekistan Özkent`teki yan yana dizili, farklı tarihlerde inşa edilmiş üç türbe bu tipin diğer önemli örneklerini oluşturur. Kubbeli karenin abidevî örneği, Türkmenistan Merv`de bulunan muhteşem Sultan Sencer Türbesi`dir (1157)
11. asrın ilk dönemlerinden itibaren kulesel mezar, kubbeli kareye tercih edilen bir türbe tipi olarak yaygınlaşmaya başlar. 1006-1007 tarihli Künbed-i Kâbus, bu tipin çarpıcı bir örneğidir. Damgan`daki Burc-u Mihmandust (1097) ile Rey`deki Burc-u Tuğrul (1137) türbelerinin mimarları Künbed-i Kâbus`tan ilham aldıkları tartışma götürmez. Fakat bu tipin iki müstesna yapısı, Nahcivan`da bulunur. Bunlar, 1162 tarihli Yusuf bin Kuseyr Künbedi ile 1187 tarihli Mümine Hatun Türbesidir. İkincisi sadece Selçuklu mimarisinin değil Türk türbe mimarisinin de bir şaheseridir. Bu üstün mimarlık deneyimin Anadolu`daki gelişimi, İran ve Azerbaycan`dakinden daha az olmayaaktır.
Anadolu Selçuklu ve Beylikler Dönemi
Selçuklular çağında Anadolu`da yeni bir coğrafyada, farklı hususiyetlerle şekillenen türbeler, ana biçimleriyle İran ve Azerbaycan`daki örneklerinin bir uzantısı ve İran Türk hanedanları türbe mimari geleneğinin bir devamı olmuştur. İran coğrafyasının büyük boyutlu türbeleri Anadolu`da tercih edilmemiştir. Aynı şekilde İran`ın inşa ve süs malzemesi tuğla da, Anadolu`da bölgesel ve kısmi olarak kullanılmış, bütünüyle tuğla yapılar sınırlı sayıda kalmıştır. Bunda hiç şüphesiz coğrafya, iklim ve Anadolu topraklarının vermiş olduğu imkanlar büyük etken olduğu gibi, buradan gelip geçmiş kültür ve medeniyetlerin de katkısı bulunmaktadır.
Selçuklu türbeleri genellikle biri mezar katı (cenazelik-serdab) diğeri ziyaret ve dua odası diye isimlendirebileceğimiz kat olmak üzere iki kattan oluşmaktadır. Dış görünüşü bakımından kare plandan çokgenli veya dairevi gövdeye geçiş meydana gelmiştir. Ziyaret ve dua yeri olan ikinci katta, medfun şahsın sembolik bir sandukası ve bazen de bir mihrâb bulunur. Selçuklu türbeleri, bir kaide üzerine yükselen değişik formlara sahip çokgen veya dairevi gövdenin ehramî veya konik bir külahla örtülmesinden ibaret düşey yapılardır. Bununla birlikte kubbe ile örtülü türbeler ile Anadolu’da ortaya çıkan “eyvan türbe” denilen tonoz örtülü yatay tipleri de mevcuttur.
Anadolu Selçukluları döneminde Konya, Erzurum, Kayseri, Niğde, Sivas, Diyarbekir, Amasya, Tokat, Erzincan gibi vilayetlerimizdeki bir çok türbemiz genelde yukarıda tanımladığımız nitelikler içinde kalmıştır.
Anadolu Beylikler dönemi türbeleri, bir yandan Selçuklu türbe mimari geleneğine bağlı ve ona mahsus tipolojilerini tekrarlarken öte yandan yeni denemelerle bir farklılaşımı da bünyelerinde taşırlar. Orta ve Doğu Anadolu`da hâlâ tercih edilir olmakla birlikte külâh Batı`da yerini büyük ölçüde kubbeye bırakmıştır. Yapı boyutları küçülür, sadelik yeğlenir. Beşgen, altıgen gibi yeni formlar, baldaken türbeler gibi yeni tipler denenmiştir. Bizans/Roma etkili taş-tuğla almaşık duvar, kirpi saçak ve pandantif bilinen türbe mimarlık teknolojisine eklenmiştir
Bu yenilik ve değişiklikler, 16. asır klasik Osmanlı türbe mimarisinin hazırlayıcısı olacaktır.
Osmanlı Türbeleri
Osmanlılar döneminde, kısa zamanda gelişen ve yeni bir yapı üslubuna kavuşan Osmanlı türbeleri, daha fazla İznik, Bursa ve İstanbul şehirlerinde toplanmışlardır. Anadolu Selçuklu sanatında görülen kesme taş süslemeleri, bu dönemde daha da geliştirilmiş, gövdeye ve kubbe kasnağına pencereler açılmış, kapı ve pencere üzerindeki süslemelere itina gösterilmiştir. Bir yandan da çini ve mozaiklerle çeşitli süslemeler yapılmıştır. Bu işçilikte boya da yer almıştır. Türbenin dışına olduğu gibi içine de önem verilmiş, içte ve dışta duvar süslemelerine yer verilmiştir. Osmanlı devrine ait türbelerin en güzel ve zengin örnekleri şüphesiz ki Bursa ve İstanbul’dadır.
Pek tabii ki Bursa ve İstanbul’da bulunan en ihtişamlı türbeler Osmanlı hanedanı mensuplarına aittir. Osmanlı hanedan türbelerinden Bursa’da bulunanların çoğu taş-tuğla sıralarının dönüşmesiyle yapılmıştır. İstanbul’dakiler ise kesme taş veya mermer kaplamaya sahiptirler. Devletin iktisaden en müreffeh devrini yaşadığı XVI. asırdan itibaren türbelerin cepheleri geniş mermer levhalarla kaplanmaya başlamıştır. Genellikle kemer örgüleri iki renkli taşın dönüşmesiyle gerçekleştirilmiş olup bazı yapılarda renkli taş kakmaya da yer verilmiştir.
Türbeler dış cephede ekseriyetle sade olup, süslemede aşırılığa gidilmemiş, kapı ve pencerelerin etrafı silmelerle çerçevelenmekle yetinilmiştir. Buna karşın, iç mekân çoğu kere kalem işleriyle, çinilerle, yazı kuşakları ve madalyonlarla zenginleştirilmiştir. Sedef, bağa, fildişi kakmalı ahşap kapı ve pencere kapakları işçilikleriyle bu zenginlikleri ziyadeleştirmişlerdir.
İstanbul Padişah Türbeleri
İstanbul’daki bütün Osmanlı hanedanı türbelerini burada özet olarak bile anlatmak bu yazının sınırlarını çok zorlayacağından, sadece İstanbul’daki padişah türbelerine -ne yazık ki muhtasar ama önemli bilgilerle- yer vermeye çalışacağız.
Osmanlı Devleti’ni yöneten 36 padişahın 6’si Bursa’da defnedilmiştir. Osman Gazi, Orhan Gazi, Murad Hüdâvendigâr, Yıldırım Bayezid Han, Çelebi Mehmed Han ve İkinci Murad Han kendi isimleriyle anılan türbelerde medfundurlar.
Son padişah Sultan Vahidetttin’in mezarı ise Suriye Şam’da Süleymaniye Külliyesi’nin içinde yer almaktadır.
Kolayca tahmin edilebileceği gibi İstanbul’daki ilk padişah türbesi Fatih Sultan Mehmed Han’a aittir. Fatih Cami’nin kıble yönünde yer alan türbe 1481 tarihinde vefatından sonra, mezarının üzerine yapılmış ancak 1766 depreminde yıkılan türbe Sultan III. Mustafa Han tarafından Mimar Mehmed Tahir Ağa’ya yeniden inşa ettirilmiştir.
On kenarlı, önünde sütunlar üzerinde geniş çok müzeyyen bir giriş saçağı bulunan bir yapıdır. Tamamen mermer kaplı olan türbenin köşeleri plastrlar halindedir. Her kenarında iki sıra pencereleri pirinç kafeslerle örtülüdür. Yuvarlık kemerli kapısının üstünde Besmele-i şerif bulunmaktadır. İç tarafında Yesâri Esad Efendi tarafından celî ta’likle yazılmış kitâbesinde saçağın 1784’de Sultan I. Abdülhamid tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Sandukasının şebekesi gümüşten mamuldür. Pencerelerin üstünde Abdülfettah Efendi’nin eseri olan Fetih Suresi’nin ilk beş ayeti mevcuttur. İçeride girişin sağ tarafındaki levhada Abdülhak Hamid Tarhan’ın kaleme aldığı ve Hacı Kâmil Akdik’in hattıyla “Merkad-ı Fatih’i Ziyaret” adlı şiir bulunmaktadır. Fatih Sultan Mehmed Han bu türbede tek başına yatmaktadır.
İstanbul’da ikinci olarak yapılan padişah türbesi, Sultan II. Bayezid Han’a aittir. Kendi yaptırtmış olduğu Bayezid Cami’nin kıble yönüne defnedilen Sultan II. Bayezid Han’ın türbesi, vefatından sonra oğlu Yavuz Sultan Selim Han tarafından, Mimar Hayrettin’e inşa ettirilmiştir (1513).
Sekiz kenarlı ve önünde mermer sütunlar üzerinde bir saçağa sahip, kesme taştan kubbeli bir yapıdır. Derin ve zengin silmelerin araları yeşil ve kırmızı taşlarla tezyin edilmiştir. Türbenin içinde, altta yer alan pencereler düz atkılı ve mermer söveli olup her birinin değişik örnek gösteren çatma tarzında hazırlanmış ahşap kanatları mevcuttur. Bu kanatların üst kısmında dikdörtgen çerçeveler içinde Rumîlerle süslenmiş ayetler, hadisler, dualar ve kelâm-ı kibarlar yazılmıştır. İstanbul’un büyük depremlerinden olan 1894 zelzelesinden sonra yapılan tamir ve bezemelerde görülen siyah renkteki rokoko süslemeler ve manzara resimleri göstermektedir ki, restorasyon, maalesef işin ehli tarafından yapılmamıştır. Sultan II. Bayezid Han’ın sandukası üzerindeki müzeyyen pûşîdede merhum sultanın ismi ve unvanı, saltanat müddeti ve vefat tarihi işlenmiştir. Sandukanın etrafı ise sedef işli ahşap şebeke ile çevrilmiştir. Türbede Sultan II. Bayezid Han tek başına yatmaktadır.
Oğlu Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılan Yavuz Sultan Selim Han’ın türbesi, İstanbul’da inşa edilen üçüncü padişah türbesidir. Kanuni, babasının rûhunu tazîz için, bugün Yavuz Selim denilen ve Haliç’e bakan dik yamacın üzerinde onun adına 1522’de bir câmi, iki tarafından dörder odalı iki tabhâne ile mektebini ve türbesini, Azerbaycanlı Acem Ali’ye inşa ettirir. Caminin kıblesi önünde bulunan türbe, sütunlu giriş saçağı altındaki giriş kapısının iki tarafında devrin en güzel sarı, yeşil, mavi renkli çini panoları mevcuttur. Bunlardan birinin üzerinde 929/1522 tarihli, karaların ve denizlerin hâkimi, Arap ve Acemin Sultanı ve “hâmî’l-haremeyni’ş-şerifeyn” “Sultan oğlu Sultan Bayezid Han oğlu Selim Han oğlu Süleyman Han emriyle” yapıldığı yazılıdır.
Sekizgen planlı, tamamen kesme taştan inşa edilmiş olup klasik Osmanlı üslûbundadır. Mekânı dıştan yivli bir kubbe örter. Türbenin dışında, ön kısmında dört yuvarlak sütuna dayanan kemerler üzerinde düz saçaklı, üç gözlü revak yer alır. Revak sütunlarından baştakiler yeşil, ortadakiler pembedir. Muhteşem bir kündekâri cümle kapısından içeriye girildiğinde türbenin iç süsleme bakımından zenginliğine şahit olunur. Kubbenin tam ortasında girif şeklinde yazılmış Ra’d sûresinin üçüncü ayeti bulunmaktadır. Bu türbede de Fatih Sultan Mehmed Türbesi’nde olduğu üzere yine Abdülhak Hamid Tarhan’a ait olan ve Hacı Kâmil Akdık’ın hattıyla “Kabr-i Selim-i Evvel-i Ziyaret” isimli şiir yer almaktadır. Sandukanın üstünde Kâbe örtüsü var olup, sandukanın etrafı sedef kakmalı ahşap şebeke ile çevrelenmiştir. Yavuz Sultan Selim Han bu türbede tek başına yatmaktadır.
Yavuz’un türbesini nasıl oğlu Kanuni inşa ettirmişse, Kanuni’nin türbesini de oğlu Sultan İkinci Selim Han yaptırmıştır (1566). Kanuni’nin kendi inşa ettirdiği Süleymaniye Cami’sinin kıble yönünde bulunan türbe, Süleymaniye külliyesinin de mimarı olan Mimar Sinan’a aittir. Türbe sekizgen planlı, kesme taştan inşa edilmiş, etrafını çepeçevre dolanan revakı ve içte sekiz sütuna oturan iç kubbesiyle o güne kadar yapılmış olan türbelerden çok farklılık arz eder. Revak her cephede renkli beş sütunla taşınır. Türbenin girişinin tam üstünde, Mevlevî sikkesi şeklinde kesilmiş olarak duran Hacer-ül Esved Taşı yer almaktadır. İstanbul’da bir diğer örneği ise sadece Şehid Sokollu Mehmed Paşa Cami’nde bulunmaktadır. Kapı kanatları kabartmalı ve fildişi kakmalıdır. Kapının üzerinde Kelime-i Tevhid yazılmıştır. Kapının iki yanında türbenin içinde olduğu üzere 16. asır İznik çinileri ile süslüdür. İçeride yer alan abanozdan yapılmış ve fildişi kakmalı iki dolabın ahşap kapakları, devrin en güzel ahşap işçiliği örneklerindendir. Sultan Süleyman Han sedef kakmalı ahşap şebekesinin içinde ve gök kubbeyi andıran ve yıldızlar gibi ışıldayan nakışlı kubbenin altında yatmaktadır.
Türbede Kanuni Sultan Süleyman Han’ın yanı sıra yirminci Osmanlı padişahı Sultan İkinci Süleyman ile yirmi birinci Osmanlı padişahı Sultan İkinci Ahmed Han’da burada medfundur.
Sultan İkinci Selim Han’ın türbesi Ayasofya Cami’nin avlusundadır. Bu mekânda yapılan ilk türbe ancak İstanbul’daki beşinci padişah türbesidir. Sultan İkinci Selim’in iki minaresini Mimar Sinan’a inşa ettirdiği - ancak görmeye ömrü vefa etmediği- Ayasofya’ya ayrı bir ilgi gösterdiği bilinmektedir. Cami’nin etrafındaki bazı binaları ortadan kaldırtarak temizletir ve esaslı bir onarımdan geçirtir ve türbesinin de burada yapılmasını arzu eder.
Sultan vefat ettiğinde, bir otağ içine konan tabutunun ertesi gün bulunduğu yere gömüldüğü bilinmektedir. Daha sonra Mimar Sinan’a yaptırılan türbe yaklaşık iki sene de bitirilmiştir. Meydana bakan mermer kaplı türbe, Ayasofya’yı Türk yapan unsurlardan biridir. Her ne kadar Mimar Sinan burada oldukça farklı bir arayış ve deneme içerisine girer gibi görünse de, İkinci Selim Han’ın türbesi, giriş saçağı, kütlesi ve merkez kubbesi ile diğer türbelerle beraber, şadırvan ve minarelerden oluşan bir rûhaniyet hâlesi ile Ayasofya’yı çevrelemiş gibidir.
Giriş kapısının her iki yanında çini panolar -her ne kadar biri taklitte olsa- mevcuttur. Merkez kubbe sekiz sütuna oturur. Kubbe, köşelerde ayrıca tromplarla yükselir. Kasnakla birlikte üç sıra halindeki pencereler içeriyi rengârenk bir ışık seline boğar. Sütunlar küçük kemerlerle Kanuni Türbesi’ndeki gibi beden duvarlarına bağlanır. Böylece sekizgen planlı bir orta mekân ve bunu kuşatan kare planlı bir galeri elde edilmiştir. Muhteşem bir çini kuşak yazısında Bakara sûresinden âyetler, aslan göğüslerindeki ve kubbedeki yazı ve nakışlarla büyük bir uyum içerisinde karşımıza çıkar.
Türbenin güney kenarında daha çok erken dönem türbelerinde gördüğümüz oldukça sade ve sathî mermer mihrap yer alır.
Türbede padişah olarak sadece Sultan İkinci Selim Han bulunmakla beraber, onun şehzadeleri, kızları ve hasekisi ile diğer hanedan mensuplarıyla beraber kırk bir sanduka mevcuttur.
Sultan İkinci Selim’in Nurbanu Sultan’dan olan Sultan Üçüncü Murad’ın türbesi ise İstanbul’daki altıncı padişah türbesi olarak Ayasofya Cami’nin avlusunda olup, babasının türbesi ile yan yanadır.
Sultan Üçüncü Murad Han’ın vefatından sonra oğlu Sultan Üçüncü Mehmed tarafından yaptırılmıştır (1599). Mimarlığını önce Davud Ağa, onun vefatı üzerine başmimar olan Dalgıç Ahmed Ağa üstlenmiştir. Türbe altıgen plan şemasına sahip ise de, revakın yerleştirildiği kenarın iki ucundaki kırılmalardan dolayı ortaya çıkan kenarlarla bozuk sekizgene dönüşmüştür. Tasarım şeması bakımından Kanuni Sultan Süleyman ve Sultan İkinci Selim türbelerindeki çift konstrüksiyonlu şemanın altıgen altyapı üzerine uygulanmış bir varyantıdır. Türbeye kırmızı porfir sütunlar üzerinde üç kemerli giriş saçağı altından giriş yapılır. Kapının iki yanında muhteşem çini panolar mevcuttur. Ahşap kündekâri kapısı sedef ve fildişi kakmaları büyük bir ustanın aynı zamanda bu türbenin inşasını tamamlayan Mimar Dalgıç Ahmed Ağa’ya aittir. Lale biçiminde kırmızı beyaz taşlarla örülmüş kemer üzerindeki kitabe yeri boştur. Türbe içte de dıştaki kenar sayısını tekrarlar. Çift kubbe ile örtülü olan yapıda iç kubbe, köşelerin önüne yerleştirilen mukarnaslı başlıklı mermer sütunlara dayandırılan sivri kemerlerle taşınırken, sekilerle belirlenmiş bir galeri ortaya çıkmıştır.
İç mekânda, alt pencerelerin aralarına değişik çini panolar alternatif olarak yerleştirilmiş olup üst kısmında da tepelik desenli çinilerin taçlandırdığı çini ayet kuşağı yer alır. Beyaz renkli sülüs hat ile Mülk sûresinin tamamını ihtiva eder. Kubbeye geçiş bölgesinde de celi sülüs hat ile, merkezde düğümlenir şekilde istiflenmiş Esma-i Hüsna’nın tamamını içeren çini madalyonlar kullanılmıştır. Bu yapı için özel olarak tasarlandığı anlaşılan çini süslemelerde uygulamanın da çok başarılı olduğu, işin uzmanlarının ortak görüşüdür. Kubbede ise Fatiha sûresi istiflenerek yazılmıştır.
Türbede padişah olarak sadece Sultan Üçünü Murad Han medfundur. Bunun haricinde hasekisi ile birlikte hanedandan toplam elli şahıs burada yatmaktadır.
Osmanlı yönetim usulünde önemli bir yer tutan şehzadelerin sancağa gönderilmesi işi Sultan Üçüncü Mehmed Han ile birlikte son bulmuştur. İşte bu padişah Ayasofya Camii avlusunda üçüncü padişah türbesine, İstanbul’da ise adına türbe yaptırılan yedinci padişah olma hususiyetine sahiptir. Vefatından sonra bugünkü türbe alanına önce mezarı yapılmış ve büyük ihtimalle mezarı yine türbe inşası belli bir seviyeye gelene kadar çadır içinde bırakılmıştır. Türbesini oğlu Sultan Birinci Ahmed Han tarafından Dalgıç Ahmed Ağa’ya yaptırılmıştır (1608-1609).
Sultan Üçüncü Mehmed Han’ın türbesi babası ve dedesinin türbelerindeki sistemin ufak tefek değişikliklerle devamı gibidir. Dalgıç Ahmed Ağa burada sekizgen bir plan ve çift kubbeyi tercih etmişse de iç kubbe yine sekiz sütün üzerindedir. Tamamen mermer kaplı olan yapının köşelerinde sütunçeler saçakta mukarnaslı bir silmeye kadar ulaşır. Üç bölümlü giriş revakı yanlarda sonradan eklenmiş olan ve içlerinde hanedandan bazı kabirler bulunan birer oda daha bulunmaktadır. İçerdeki sekiz sütun küçük kemerlerle dış duvarlara bağlanmıştır.
Türbenin içinde Cuma sûresi, pencerelerin üstünde lacivert bir zemin üzerinde beyaz celî sülüsle yazılmış çini bir kuşak halinde dolaşır. Hattat Mehmed’e ait olan bu celî sülüs hat, padişah türbeleri içinde hattat imzası taşıyan en eski kuşak yazıdır. Daha yukarıda sekiz aslan göğsünde İsm-i Celâl, İsm-i Nebî ve cıhâr yârin isimleri, kubbedeki esmâ-i hüsna ve diğer âyet-i kerîmeler ve rûmîli ve hatâyîli çiçek demetleri, kubbenin o harikulade güzelliğini tamamlamaktadır.
İç kubbenin belirlediği alanda on dört sanduka bulunmakta olup en önde bulunanı Sultan Üçüncü Mehmed Han’a aittir. Sonradan türbe haline getirilen yan mekânda ise yine hanedan mensupları yatmaktadır.
Sultan Birinci Ahmed Han, 14. Osmanlı padişahı olarak 14 sene hükümdarlık yapar ve 28 yaşında 1617’de vefat eder. Kendisinden sonra sultan olacak olan kardeşi Sultan Mustafa’ya dokunmaz; böylece bir mânâda Osmanlı Devleti’nde sultan olma verâseti kanunu değişir (ekberiyet ve erşediyet sistemi) ve hanedanın nizâm-ı âlem uğruna çektiği sıkıntılara büyük oranda son verilse de, ileriki zamanlarda bunun zaman zaman devam ettiği görülecektir.
Sultan Birinci Ahmed’den bize miras olarak “İstanbul’un ufkuna bir Anka kuşu gibi oturan” muhteşem Sultan Ahmed Külliyesi kalmıştır. Ayasofya’nın karşısında bugünde “… bir mukayese unsuru gibi” dikilen bu abidevi yapının banisi Sultan Birinci Ahmed’in türbesi, külliyenin Ayasofya’ya bakan cephesinde yapılmıştır. Böylece İstanbul’da sekizinci padişah türbesi olmuştur. Sultan Birinci Mustafa’nın, külliyenin de mimarı olan Sedefkâr Mehmed Ağa/Paşa’ya inşa ettirmeye başladığı türbeyi, Sultan Birinci Ahmed’in oğlu Sultan İkinci Osman (Genç Osman) tamamlatmıştır (1619).
Tamamen mermer levhalarla kaplı, köşeleri pahlı kare planlı ve kubbeli bir yapıdır. Mimar Sinan’ın yanında yirmi yıl öğrencilik yapmış olan Sedefkâr Mehmed Paşa, Sinan’ın Kanuni Türbesinde başlattığı ve Sultan İkinci Selim Türbesi’nde devam ettirdiği, diğer öğrencilerinin Üçüncü Murad Han ile Üçüncü Mehmed Han türbelerinde de uyguladığı içi sütunlu ve çift kubbeli geleneği bırakır. Fazladan burada giriş kapısı karşısına derince bir niş yapar.
Abanoz ağacı üzerine sedef, bağa ve fildişi kakmalı kündekâri tekniğiyle yapılan giriş kapısı, her şeyi ile muhteşem ve o nisbette de zariftir. İçeride kapı üzerinde yukarıda, bir başka tertip ve düşüncenin eseri olduğunu tahmin ettiğimiz bir balkon vardır.
Türbenin pencere üstlerinde Mülk sûresinin tamamı lacivert çini zemin üzerinde beyaz celî sülüs hatlarıyla türbeyi bir baştan bir başa sarmalamaktadır. Kubbe göbeğinde ise istifli olarak Fâtır sûresinin kırk birinci ayeti yazılmıştır. Türbe süsleme bakımından zengin olup çinilerle kaplıdır.
Türbede padişah olarak Sultan Birinci Ahmed, Sultan İkinci Osman ve Sultan Dördüncü Murad yatmaktadır. Bunlarla beraber türbede toplam otuz altı sanduka mevcuttur.
Padişah türbelerinden en ilginç olanı Sultan Birinci Mustafa Han ile Sultan İbrahim Han’ın beraber içinde yattıkları türbedir. Ayasofya içinde yer alan, Bizans devrinde Vaftizhâne denilen yapının Ayasofya’dan da eski olduğu tahmin edilmektedir. Fetihten sonra, burası kandil yağlarının saklandığı bir depo veya ambar gibi kullanılırken, Sultan Mustafa Han’ın vefatıyla (1639), onun sonsuzluğa açılan kapısı olur. Bilahare 1648’de siyaseten katledilen Sultan İbrahim Han’da buraya defnedilir.
Türbeye dışarıdan bakıldığında sanki Ayasofya’nın bir parçası gibi duran ve kadîm Osmanlı-Türk türbe mimarisiyle pek bağdaştırılmayan bir yapıdır bu. Tuğladan, gösterişsiz, basit ve sade yapılı, basık kurşun kubbeli, yüksek sekiz kenarlı kasnağı ile etrafında bulunan diğer üç padişah türbesi yanında pek dikkati çekmez. Önünde ahşaptan sade bir saçağı vardır. İçeride padişahlarla beraber toplam on sekiz sanduka vardır. Bu türbe her ne kadar devşirme bir yapıda olsa İstanbul’daki dokuzuncu padişah türbesidir.
Bazı tarihçiler Sultan Üçüncü Mustafa Han’ı İstanbul’un ikinci fatihi olarak görürler. Tasarrufu seven bu padişah, saltanata geçtiğinde devletin ve sarayın lüzumsuz harcamalarını kısar. Yeni gelir kaynakları bulur. Böylece devleti yeniden eski ihtişamına kavuşturmak ister. Ancak 1766 büyük İstanbul depreminin vermiş olduğu zarar, kendisinin bu tasarruflarını harcayacağı farklı bir yer ortaya çıkarmıştır. İstanbul sur içinde, ceddinin yaptırmış olduğu birçok camiyi ya yeniden yaptırmış ya da büyük veya küçük birçok onarımı yerine getirtmiştir. Hatta sur dışından Eyüp Sultan Cami’ni bile neredeyse yeniden inşa ettirmiştir.
İşte bu padişah bugün Laleli semti dediğimiz yerde büyük bir külliye yaptırır (1759-1763). Bu külliye içerisinde türbesine de yer vererek, İstanbul’da vefat etmeden önce kendi türbesini inşa ettiren ilk sultan olma unvanına sahip olur. Böylece padişah adına İstanbul’da yapılan onuncu türbe de budur.
Mimarlığını Mehmed Tahir Ağa’nın yaptığı ve bugün Laleli semti Ordu Caddesi üzerinde en göz alıcı yerde bulunan Sultan Üçüncü Mustafa’nın türbesi, barok üslupta on kenarlı bir yapıdır. Üç cephesi yola bakan ve köşeleri belirgin olarak çıkıntılı, yine on kenarlı kasnağı ve kubbesi, altın yaldızlı pencere kafesleri ve barok mimarinin gözü yoran lüzumsuz kıvrımlı süslemeleri ile karşımızda durmaktadır.
Türbenin giriş revakı dört ince sütun üzerinde üç bölümdür, ortası kubbe, yanları ise tonozla örtülmüştür. İçi de plan olarak dışı gibi on kenarlıdır. Cümle kapısı üstünde iç ve dışa celî sülüs hatla Zümer ve Saffât sûrelerinden bazı ayetler yazılmıştır. Bununla beraber türbenin avlu giriş kapısından başlamak üzere türbenin çeşitli yerlerinde bulunan hatların hepsi Hattat Kebecizâde Mehmed Vasfi Efendi’ye aittir. Üsküdar sarayından sökülerek burada kullanılan çiniler ise türbede ayrı bir sanat zevkini oluşturmuştur.
Türbenin en kıymetli hazinesi ise hiç şüphesiz; mermer bir mihrap içinde bulunan Hz. Peygamber Efendimizin ayak izi olan “Kadem-i Saadet” tir.
Türbede sekiz sanduka mevcuttur. Bunlardan ikisi Sultan Üçüncü Mustafa Han ile oğlu Sultan Üçüncü Selim Han’a aittir.
Osmanlı Devleti’nin en çileli bir zamanında tahta geçmiştir. Tahta geçtiğinde Osmanlı-Rus savaşı devam etmektedir ve bu savaş Devlet’in ilk Müslüman vatan toprağının düşman eline geçmesiyle neticelenen 1774 tarihli Küçük Kaynarca Antlaşması ile bitmiştir. Tarihçilerin hürmete layık, fedâkâr ve cömert olarak tanıttığı Sultan Birinci Abdülhamid Han, ne yazık ki bütün iyi niyet ve gayretine, didinmesine rağmen arzu ettiği sonuçları alamamıştır.
Bugün Eminönü’nde Yeni Camii yakınında eski IV. Vakıf Han ile karşılıklı olarak bulunan Sultan Birinci Abdülhamid’in türbesi, 1780 yılında Mimar Mehmed Tahir Ağa’ya yaptırılmıştır. Sultan 1789 tarihinde vefatı üzerine buraya gömülmüştür. On birinci padişah türbesidir.
Köşeleri yuvarlatılmış kare planlı, kubbeli, tamamen mermer kaplıdır. Barok üslubunun bir temsilcisidir. Günümüzde restorasyonu yeni yapılmıştır. İki sırada toplam yirmi altı pencereden ışık alır. Güneye bakan avlu kapısı, revakının uzantısı olan duvar üzerindedir. Birçok padişah türbesinde rastladığımız türbe içi kuşak yazısındaki Mülk sûresini burada da görmekteyiz. Celî sülüsle yazılmış olan bütün hatlar ise, Mehmed Emin Efendi’ye aittir.
Türbenin iç planı ile dış çizgilerinde uyum sağlanmıştır. İç köşeler dışta olduğu gibi yuvarlatılmış ve buralara köşe pencereleri konulmuştur. Türbenin iç tezyinatı siyahın hâkim olduğu süslemeler, barok ve rokoko sanat üslubunun izleridir.
Bu türbede de bulunan en önemli hazine Sultanın hayatında Şam’dan getirttiği Hz. Peygamber Efendimizin ayak izi “Kadem-i Saadet”tir.
Sultan Birinci Abdülhamid Han’dan başka oğlu Sultan Dördüncü Mustafa Han’da bu türbede medfundur. Ayrıca on sekiz sanduka daha vardır.
Suriçi İstanbul’da en iyi bilinen ve ulaşımı en kolay olan her halde Divanyolu Caddesi üzerinde bulunan İkinci Mahmud Türbesi’ni, on ikinci padişah türbesi olarak sıralayabiliriz.
Sultan İkinci Mahmud 1839 yılında vefat edince kardeşi Esmâ Sultan’ın Cağaloğlu’ndaki sarayının bahçesine defnedilir ve üzerine çadır kurulur. Türbesi oğlu Sultan Abdülmecid tarafından yaptırılır (1840). Türbe, sebil, muvakkithane ve çeşmeden oluşan kompleks, ampir mimari üslubun bir örneğidir.
Ebniye-i Hassa Müdürü Abdülhalim Efendi inşaatı yürütse de, Ohannes ve Bogos kalfaların temsil ettiği yabancı ruh burada tamamen kendini gösterir.
Türbe içi hat yazıları Mustafa Rakım Efendi’nin talebesi Mehmed Haşim Efendi’ye aittir. Kitabelerdeki metin Ziver Paşa’ya, hat ise Yesârîzâde Mustafa İzzet Efendi’nindir. Kubbenin hemen altında kuşak yazı olarak yeşil zemin üzerine altın yaldızlı celî sülüs hatla yine Mülk sûresinin tamamı yer almıştır. Türbede cephelere aplike edilmiş stilize bitkisel motifler ve armalar mevcuttur. Bu armalar yalnız bu türbeye mahsus olup başka bir padişah türbesinde rastlanılmamaktadır.
Türbede Sultan İkinci Mahmud Han, Sultan Abdülaziz Han ve Sultan İkinci Abdülhamid Han medfundurlar. Ayrıca hanedandan başka şahıslarda bu türbede yatmaktadır. Haziresinde ise Osmanlı son döneminin tanınmış devlet adamı, sanatçı, düşünür gibi şahsiyetleri gömülü olup, buradaki mezar taşları birbiri ile yarışırcasına estetik unsurlar haline geldiği ve yine üzerlerindeki hat yazıları ile resmen bir hattatlar müzesi gibi göründüğünü rahatlıkla ileri sürebiliriz.
Tarihçilerin zarif, nazik, duygulu ve merhametli olarak tarif ettikleri Sultan Abdülmecid Han, çok sevmiş olduğu ve sık sık ziyaret ettiği büyük ceddi Yavuz Sultan Selim Han’ın türbesinin bulunduğu yerde, kendi sağlığında inşa ettirmiş olduğu türbede yatmaktadır. On üçüncü Osmanlı padişahı türbesidir.
Türbe kesme küfeki/köfeki taşıyla, sekiz kenarlı, kasnaklı ve kubbeli olarak inşa edilmiştir. Kesin olmamakla birlikte Dolmabahçe Sarayı’nın mimarı Garabet Balyan’a 1855 tarihinde yaptırılmıştır. Kemersiz giriş kapısı üzerinde Hattat Hulûsi Efendi’nin türbenin yapılışından çok sonra celî sülüsle yazmış olduğu 1910/1328 tarihli Sad sûresinin ellinci ayeti vardır. Kapı üzerinden başlamak üzere, Hattat Şefik Efendi tarafından celî sülüs hat ile sürme altın (zerendüt) tekniğiyle farklı sûrelerden ayetler yazılmıştır. Türbe içinin bu zenginliğine rağmen dışı sadeliğini korumuştur. Duvar ve kubbelerde devrin zevkinin hâkim olduğu görülür.
Burada Sultan Abdülmecid Han ile birlikte üç oğlu yatmaktadır.
İstanbul’da son inşa edilen padişah türbesi otuz beşinci Osmanlı Padişahı Sultan V. Mehmed Han (Sultan Reşad)’a aittir. Aynı zamanda sur dışında kalan tek padişah türbesi olma özelliğine de haizdir. Padişahın bir Eyüp Sultan ziyareti esnasında beğendiği yere yapılan türbe, yine onun isteği üzerine çok hoşlandığı su ve çocuk sesleri arasındadır.
Türbe, Osmanlı mimarisinde yeni bir sanat anlayışı olan, Neo Klasik üsluptadır. Mimar Kemaleddin’e 1332/1913-14 yılında yaptırılmıştır. Türbe ilk yapıldığında deniz kenarındaydı. Haliç boyunca yapılan sahil yolu bugün yapının geride kalmasına sebep olmuştur. Bütün bina geniş bir merdivenle çıkılan ve binayı çepeçevre saran bir sed üzerindedir. Sekiz kenarlı bir plana sahip olan yapı, kesme taştan olup, her yüzünde bir alt ve ikişer üst pencere vardır. Bu türbede Mimar Kemaleddin Bey’in, Osmanlı türbe yapısının 16. asır üslubundan ilham aldığı aşikârdır. Öyle ki, içeride kullanılan Kütahya çinileri bile 16. asır İznik çinilerinin desenlerinin kopyasıdır.
Giriş kapısının üzerinde niş içinde bulunan karşılıklı olarak (müsenna) yazılmış Sad sûresinin ellinci ayeti vardır. Üstünde ise Besmele-i Şerif’i görürüz. İçeride çini kuşak yazısında Fecr sûresi yer alır. Bu hatların hepsi Sami Efendi’nin talebesi Hattat Ömer Vasfi’ye aittir.
Türbede Sultan Mehmed Reşad, başkadını ve oğlu ile beraber yatmaktadır.
İstanbul’da öyle bir Valide Sultan vardır ki, türbesinde altı padişaha yer ayırmıştır. Sultan İbrahim’in kadını, Sultan Dördüncü Mehmed’in annesi olan Hatice Turhan Valide Sultan, Osmanlı sarayına cariye olarak gelmiş ancak hayatı boyunca Osmanlı Devleti tarihinde çok müstesna bir yer edinmiştir. Devletin selâmet ve bekâsı hususunda haris olan bu yaman ve hamiyetli kadın efendi, 68 yıl sonra bitirilen Valide Camii/Yeni Cami’nin yapımını bitirtmekle kalmamış, bir külliye halinde tamamlatmış ve pek haklı olarak, bir köşesine de kendisi için bir türbe inşa ettirmiştir. Mimarı haliyle külliyenin de mimarlığını yapan Mustafa Ağa’dır.
Mimarlık tarihçileri tarafından, Osmanoğlu’nun klasik üslûpta “tarz-ı kadim üzere” yaptığı son türbe olarak vasıflandırılır. Türbe, plan olarak Sultan Birinci Ahmed Türbesi’nin benzeri, fakat biraz daha büyüğüdür. Öyle ki Türkiye’nin ve dolayısıyla İstanbul’un en büyük türbesidir. Ortası kubbeli, yanları aynalı tonozları olan revak duvarları bir çini deryası içindedir. Lacivert zeminli çini kuşakta beyaz celî sülüs hatlar halinde yazılan Esma-i Hüsna olağanüstüdür. Aynı üslûp ve tarz içinde yine bir çok türbede olduğu üzere Mülk sûresi devam eder. İçeride yazılan ayetler sadece bunlar değildir.
Avlu kapısına girişten sonra revakların sağında kalan mahalde sonradan Sultan Üçüncü Ahmet tarafından yaptırılan kütüphane mevcuttur. Bu padişah başta Topkapı Sarayı olmak üzere yaptırmış olduğu kütüphanelerle anılmaktadır.
Ahşap işçiliği her halükârda görülmeye değerdir. Bu türbede Sultan Birinci Ahmed Türbesi’nde olduğu gibi, kapı üzerinde cümle kapısı aralığından çıkılan bir balkon bulunmaktadır.
Bu türbede, Sultan Dördüncü Mehmed Han, Sultan İkini Mustafa Han, Sultan Üçüncü Ahmed Han, Sultan Üçüncü Osman Han ve Sultan Birinci Mahmud ile birlikte hanedana mensup toplam kırk dört kişi medfundur.
Hatice Turhan Valide Sultan Türbesi’ne içeriden bağlantılı ve bu türbeye muhdes olarak yapılmış olan Havatin Türbesi’nde ise hanedana mensup on yedi kişi ile beraber Sultan Beşinci Murad Han yatmaktadır.
Sonuç
Türklerin İslâm öncesi çok zengin olan defin âdeti, İslâm dinine girdikten sonrada bu dinin sınırları içinde kalarak ama kesinlikle kendisini daha da geliştirerek devam etmiştir. Kurgandan kümbete, kümbetten ise türbeye geçiş Türk İslâm topraklarında tüm canlılığıyla hâlâ ortadadır.
Osmanlı türbeleri İznik, Bursa ve İstanbul şehirlerinde yoğunlaşmıştır. Bilhassa İstanbul’da bulunan türbe zenginliği galiba Müslüman dünyasının hiçbir şehrinde yoktur. Osmanlı’nın ilk altı padişahı kendi adlarına yapılmış türbelerde Bursa şehrinde yatmaktadırlar. İstanbul’da on dört padişahın adlarına türbe yapılmıştır. Bunlardan Fatih Sultan Mehmed Han, Sultan İkinci Bayezid Han ve Yavuz Sultan Selim Han türbelerinde tek başlarına yatmaktadırlar. Hatice Turhan Valide Sultan Türbesi’nde ise beş padişahla en fazla sultan bulunan türbedir. Son padişah Vahidettin Han ise Suriye Şam’dadır.
Padişah türbeleri dönemin ser mimarlarınca yapıldığından, kuşkusuz ki her biri ayrı bir sanat harikasıdır. Taş yapısından mermer işçiliğine, ahşap işçiliğinden üzerindeki sedef, bağa ve fildişi kakma işine, kalem işinden çini işçiliği ve malzemesine ve pek tabiî ki kendi dönemlerinin en önemli hattatları tarafından yazılan hatlara kadar, türbelerimiz aynı zamanda yaşayan birer müzedir.
KUVEYT TÜRK BANKASI GÜNEŞLİ ŞUBESİ
IBAN NO : TR430020500000086689700001
VAKIFBANK MERCAN ŞUBESİ
IBAN NO : TR870001500158007286721214
Türçek Türbeler Çeşmeler Taşınır Taşınmaz Kültür Varlıklarını Koruma ve Yaşatma Derneği
Divan Yolu Caddesi
No:82 Çemberlitaş / İstanbul
Tel: 0212 528 76 29 Faks: 0212 528 76 29
Her Hakkı Saklıdır İzinsiz Kopyalanamaz | Powered By Perspektif - E-Ticaret